fbpx
Aile Danışmanlığı

Neden Kaygılanıyoruz?

Duygularımız bizi biz yapar. Onlarla görür, onlarla yolumuzu buluruz. Her duygumuzun bizi götürdüğü bir yer vardır, bizi korur, olgunlaştırır, iyileştirir. Hangi duyguyu yaşıyorsak ona önce olduğu gibi kabul etmeli, kıymet vermeli, sonra da hakkını vermeliyiz. Onu tanımalı, neden geldiğini bilmeli ve nereye gideceğini öğrenmeliyiz.

“Bugünlerde biraz korku içindeyim.” Öyleyse korkuyu tanıyalım. Korkunca ne oluyor, ne olmasını istiyoruz? Karşımıza neler çıksın, hayatta neler olsun istiyoruz? Neden şimdi ortaya çıktı bu duygu? Bitsin gitsin istiyoruz belki ama anlayabiliyor muyuz?

Korku bizim güvenliğimizden sorumlu duygumuz. Emniyet müdürümüz. Eğer korkmasaydık neler olurdu düşünsenize… Pek çok tehlikeye atılabilir, güvenli olmayan şeyler yapar, başımızı derde sokabilirdik. Bir parça korkmak iyidir, insanı güvende tutar…

Bir tehlike algıladığımızda korkuya kapılırız ve güvende hissettiğimiz âna kadar bu duygu bize eşlik eder. Bilmediğimiz, tanımadığımız durumlar, şeyler, insanlar da bizde tehlike algısı oluşturabilir. Karanlıktır çünkü, göremiyoruzdur. Bilgi ve deneyimimiz arttıkça korkularımız azalır. Bundandır yeni tanıştıklarımızı adlandırma, yeni durumları tanımlama, bir şeylere benzetme, tanıdık geldiyse bir rahatlama hissi… Yeni durumları kontrol altında tutabilir, gücün bizde olduğunu hissedebilirsek içimiz rahatlar. Bu, örneğin kontrol edemeyeceğimiz bir doğa olayıysa, bize kontrol edemeyeceğimiz, ne zaman geleceğini bilmediğimiz ölümü hatırlatıyorsa kaygılar artar da artar. Kaygı bulaşıcıdır.

Ebeveyn kaygılıysa bu çocuğa geçer. Çünkü olan biteni anlatan ses/üslup/form kaygılıysa bu, dinleyen kişideki kaygıyı besler. Kaygı korkudan bir miktar farklıdır. Korkunun karşısında açık, somut, nesnel bir tehdit varken kaygı tamamen kişiye özeldir. Vücudumuza hissettirdikleri korkuyla benzerken zihnimizdeki yasam biçimi son derece farklıdır.

Çocuklar duygularını regüle edemez yani düzenleyemezler. Endişelendiklerinde bunu çığlıklar, ağlamalar, huysuzluklar gibi (pek hoşlanmadığımız) biçimlerde gösterirler. Ebeveynler de bazen buna “sus”, “ağlama”, “huysuzlanma”, “sakin ol” gibi yok sayma tepkileri gösterir. Peki çocuğun yaşadığı bu duygu ne olacak? Bu duyguyla ne yapacak? Doğrusu bir yetişkin kendi duygularını regüle edebilir. Yani duygusunu sağlıklı biçimde yaşar ve kimseye zarar vermeden ifade edebilir. Bazen yetişkinlerin de duygularını kontrol edemediğini görüyoruz. Bu sıkça oluyorsa ciddi problemlere yol açabilir. Küçük bir çocuk, kendisi endişe içindeyken bir de ebeveyninin endişesi üzerine boca edilirse ne olur? Erken çocukluk döneminde kaygı bozukluğu yaşayan, duygularını regüle edemeyen ya da sıklıkla tutarsız davranışlar gösteren bir ebeveyni olan çocuklar bunun bedelini ağır öder. Reddedici ve küçük düşürücü davranışlar, evde ne olacağı belli olmayan bir ortam çocuğun şaşkınlığa düşmesine ve kaygı geliştirmesine neden olur. Hayatının toprağından gelir bu duygu ve kuşaklar boyu aktarılır. Hayat mucizelere değil endişelere gebedir ve endişeler çaresizliği getirir. Dış dünyaya güvenmez, kötülük beklentisi içindedir ve düşmanca duygular geliştirir. Bununla başedebilmek için kaçınma tepkisi geliştirebilir; kaygı oluşturan durumlardan kaçınır. Bir başka başedebilme yöntemi ise görmezden gelmektir. Sanki her şey yolundaymış gibi seçici biçimde kaygı verici durumları görmezden gelir. Dışarıdan çok sakin görünen biri aslında içinde çok büyük kaygılar yaşıyor olabilir.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler